Bazen insan durur. Hayatın ortasında, hiç planlamadığı bir yerde. Bir hastalıkla, bir kayıpla, bir kırılmayla… Ve o noktada yalnızca beden değil; hayatın kendisi konuşmaya başlar. Beden Ne Söyler? Psikoloji literatüründe, beden ile duygu arasında güçlü bir ilişki olduğuna dair birçok yaklaşım vardır. Özellikle travma ve stres çalışmalarında, bedenin yaşanan deneyimlerin izini taşıyabildiği vurgulanır (van der
Psikoterapi her zaman rahatlatmaz, ama düzenler Bazı insanlar psikoterapiye başladıklarında şunu fark eder: Duygular azalmamıştır. Hatta bazen artmış gibi hissedilir. “Eskiden bu kadar yoğun hissetmiyordum.” “Şimdi daha çok fark ediyorum ve bu zor geliyor.” Bu ifade çoğu zaman bir gerileme değil; bir farkındalık artışıdır. Duygular Azalmaz, Görünür Olur Birçok kişi gündelik yaşamda duygularını bastırarak ya
Mükemmeliyetçilik dışarıdan bakıldığında disiplin, yüksek standart ve başarı motivasyonu gibi görünebilir. Ancak psikolojik açıdan her mükemmeliyetçilik sağlıklı değildir. İç eleştirmenle birleştiğinde, kişi için sürdürülemez bir baskı hâline gelebilir.
İlişkilerde sık duyulan bir cümle vardır: “Ben sevildiğimi hissetmiyorum.” Bu cümle çoğu zaman sevginin olmadığı anlamına gelmez. Bazen sevgi vardır; fakat ifade biçimi, karşı tarafın anladığı dilde değildir.
Bazı evliliklerde boşanma bir anda gündeme gelmez. Uzun tartışmalar, tekrar eden kırgınlıklar ve çözülemeyen meseleler sonrasında konuşulmaya başlanır. Bazen hukuki süreç başlatılır, bazen evler ayrılır, bazen “artık bitti” denir. Ancak tüm bunlara rağmen bazı çiftler bir noktada yeniden denemek ister. Bu noktada kritik soru şudur: Boşanmayı konuşmuş olmak, ilişkinin onarılamaz olduğu anlamına mı gelir?
“Bunu bana nasıl yaparsın?” cümlesinin görünmeyen ağırlığı Bazı ilişkilerde kişi “hayır” diyemez.Demek ister, içinde netlik vardır.Ama tam o noktada bir şey olur. Karşı taraf üzülür.Kırılır.Sessizleşir.Ya da şöyle der: “Ben senin için bunu yapmaz mıydım?”“Bunu bana nasıl yaparsın?”“Demek ki benim için o kadar da önemli değilim.” Ve kişi bir anda kararından uzaklaşır. Çünkü artık mesele “ne
Bazı ilişkilerde sorun, çatışmanın varlığı değildir. Sorun, çatışmanın hiç temas edilemeyen bir alanda kalmasıdır. Kişi derdini anlatır, duygusunu ifade eder, ihtiyacını dile getirir; ancak karşısında ya sessizlik ya da konuyu kapatan bir mesafe bulur.
14 Şubat yaklaştığında sosyal alan giderek tek bir soruya indirgenir: “Bir ilişkin var mı?”
Kanser tanısı sadece tanıyı alan kişiyi değil, onun çevresindeki herkesi etkiler. Aile üyeleri, arkadaşlar ve yakınlar çoğu zaman ne söyleyeceklerini, nasıl davranacaklarını bilemezler. Bu belirsizlik içinde iyi niyetle söylenen bazı sözler, karşı tarafta desteklenmiş olma hissi yaratmak yerine yalnızlık ve anlaşılmama duygusunu derinleştirebilir.
İlişkilerde yaşanan birçok gerilim, aslında adını doğru koyamadığımız duygulardan beslenir. Kıskançlık, haset ve imrenme çoğu zaman birbirine karıştırılır. Oysa yöneldikleri yer, içerdikleri ihtiyaç ve ilişkide yarattıkları sonuçlar birbirinden farklıdır. Bu ayrımı yapmak hem kendimizi anlamak hem de ilişkilerde gereksiz çatışmaları azaltmak açısından önemlidir.