Psikoterapi her zaman rahatlatmaz, ama düzenler
Bazı insanlar psikoterapiye başladıklarında şunu fark eder:
Duygular azalmamıştır. Hatta bazen artmış gibi hissedilir.
“Eskiden bu kadar yoğun hissetmiyordum.” “Şimdi daha çok fark ediyorum ve bu zor geliyor.” Bu ifade çoğu zaman bir gerileme değil; bir farkındalık artışıdır.
Duygular Azalmaz, Görünür Olur
Birçok kişi gündelik yaşamda duygularını bastırarak ya da dar bir çerçevede yaşayarak ilerler.
- Yalnızca öfkeyi hisseder
- Ya da yalnızca üzüntüyü
- Ya da hiçbirini net olarak ayırt edemez
Psikoterapi süreciyle birlikte kişi şunu fark etmeye başlar:
“Ben sadece üzgün değilim.”
“Ben aynı anda kırgınım, hayal kırıklığına uğramışım, yalnız hissediyorum ve öfkeliyim.”
Duyguların bu şekilde ayrışması, duygusal farkındalık olarak tanımlanır ve psikolojik esneklikle ilişkilidir (Kashdan et al., 2015).
Bu noktada duygular çoğalmamıştır. Sadece görünür hâle gelmiştir.
Tek Noktaya Sıkışmak ve Yoğun Duygu
Bazı insanlar duygularını tek bir başlık altında yaşar.
Örneğin:
- Tüm kırgınlıklar “öfke”ye dönüşür
- Tüm kayıplar “boşluk” olarak hissedilir
Bu durum, duygusal deneyimin daralmasına neden olur.
Araştırmalar, duyguları ayrıştırabilme becerisinin (emotional granularity) düşük olduğu durumlarda, duyguların daha yoğun ve yönetilmesi zor yaşandığını göstermektedir (Barrett et al., 2001).
Yani mesele duygunun büyüklüğü değil; duygunun nasıl işlendiğidir.
Psikoterapi Ne Sağlar?
Psikoterapi, kişiye şu becerileri kazandırabilir:
- Duyguyu fark etmek
- Duyguyu isimlendirmek
- Duygunun kaynağını anlamak
- Aynı duruma farklı açılardan bakabilmek
- Alternatif anlamlar geliştirebilmek
Bu süreç, bilişsel esneklikle ilişkilidir (Beck, 2011).
Kişi artık yalnızca tek bir anlam üzerinden ilerlemez. Farklı olasılıkları da görebilir.
Neden Zorlayıcıdır?
Çünkü psikoterapi çoğu zaman bir yaraya bakmayı içerir.
Ve yaraya bakmak:
- Kaçındığımız duygularla temas etmeyi
- Bastırdığımız anıları hatırlamayı
- Acıyı yeniden hissetmeyi gerektirebilir. Bu nedenle psikoterapi her zaman “iyi hissettiren” bir süreç değildir.
Bazen kişi seanslardan sonra:
- Yorgun hissedebilir
- Duygusal olarak zorlanabilir
- Daha fazla düşünmeye başlayabilir
Bu, sürecin doğal bir parçasıdır.
Çünkü konuşulan şey yalnızca bir olay değil; bir deneyim, bir iz, bir duygusal hafızadır.
“Çiçek Tarlası” Olmayan Bir Süreç
Psikoterapi çoğu zaman dışarıdan şöyle hayal edilir:
Konuşulur, rahatlanır, iyi hissedilir. Ancak süreç her zaman böyle ilerlemez.
Bazen:
- Aynı konu tekrar tekrar konuşulur
- Aynı duygu defalarca hissedilir
- Aynı yerden geçmek zorunda kalınır
Bu tekrarlar, öğrenmenin ve işlemenin bir parçasıdır.
Duygular tek seferde çözülmez. Zamanla, temas edildikçe düzenlenir.
Peki Sonra Ne Olur?
Bu süreçten geçen birçok kişi şunu fark eder:
Duygular kaybolmaz.
Ama taşınabilir hâle gelir.
- Üzüntü artık boğmaz
- Öfke kontrol etmez
- Hayal kırıklığı tanınır
Bu durum, duygusal düzenleme kapasitesinin artmasıyla ilişkilidir (Gross, 2015).
Kişi artık duygularıyla baş başa kalabilir. Onlardan kaçmak zorunda kalmaz.
Bu farkındalık yalnızca iç dünyayı değil; ilişkileri de etkiler.
Kişi:
- Sınırlarını daha net koyabilir
- İhtiyaçlarını daha açık ifade edebilir
- İlişkilerde daha bilinçli seçimler yapabilir
Çünkü artık yalnızca tepki vermez; ne yaşadığını bilir.
Bireysel Yolculuk ve Cesaret
Duygulara bakabilmek bir beceridir. Ama aynı zamanda bir cesarettir.
Çünkü bu süreçte kişi şunu yapar:
Kendinden kaçmamayı seçer. Bu seçim kolay değildir. Ama düzenleyicidir.
Psikoterapi her zaman rahatlatmaz. Ama kişinin kendine yaklaşmasını sağlar.
Duygularla temas etmek bazen zorlayıcıdır. Ama bu temas, duyguların daha yaşanabilir hâle gelmesini mümkün kılar.
KAYNAKÇA
Barrett, L. F., et al. (2001). Knowing what you’re feeling. Personality and Social Psychology Bulletin.
Beck, J. S. (2011). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond. Guilford Press.
Gross, J. J. (2015). Emotion regulation. Psychological Inquiry.
Kashdan, T. B., et al. (2015). Emotional differentiation. Current Directions in Psychological Science.