“Yeter Artık Düşünme” Demek Neden Yetmez?

Rahatsız edici düşüncelerle baş etmeye çalışan insanlar, o düşünceleri yaşarken dışarıdaki insanlar çoğu zaman yalnızca bu düşüncelerin dışarıya yansıyan sesini duyar ve bundan rahatsız olur.

Ancak o kişi, o düşüncelerin yarattığı kaygıyla, korkuyla, suçluluk hissiyle ve zihinsel gürültüyle yaşamaya devam eder.

İşte tam da bu nedenle bazı insanlar sürekli soru sorar:

  • “Sence kötü biri miyim?”
  • “Bunu yapmış olabilir miyim?”
  • “Ya yanlış anlaşıldıysam?”
  • “Ya gerçekten düşündüğüm gibiyse?”

Yakınları ise çoğu zaman yalnızca bu sorulara maruz kalır.
Ancak kişi, o soruların arkasındaki zihinsel gürültünün içinde yaşamaya çalışıyordur.

Ve bir noktadan sonra çevreden şu cümleler gelebilir:

“Abartıyorsun.”
“Yeter artık.”
“Takılma buna.”
“İyileş artık.”

Oysa kişi çoğu zaman aynı soruyu tekrar ettiği için değil; aynı kaygının içinde tekrar tekrar sıkıştığı için soru soruyordur.

Rahatsız Edici Düşünceler Nedir?

Psikoloji literatüründe istemsiz, rahatsız edici ve kişinin zihnine tekrar tekrar gelen düşünceler “intrusive thoughts” olarak tanımlanır (Clark, 2005).

Bu düşünceler:

  • Korkutucu,
  • Utandırıcı,
  • Tehdit edici,
  • Suçluluk yaratan bir içerik taşıyabilir.

Ve çoğu zaman kişi bu düşüncelere sahip olduğu için bile kendinden korkabilir.

“Ben Bu Düşünceleri Yaşıyorum”

Rahatsız edici düşünceler yaşayan kişiler çoğu zaman yalnızca düşünceyle değil; düşüncenin yarattığı kaygıyla da mücadele eder.

Bu nedenle çevrelerinden sürekli güvence arayabilirler.

Aslında sordukları şey çoğu zaman yalnızca bilgi değildir.

Biraz rahatlamak isterler.
Biraz sakinleşmek.
Bir süreliğine zihindeki sesi kısmak.

Araştırmalar, yoğun kaygı yaşayan bireylerde güvence arama davranışının kısa süreli rahatlama sağladığını; ancak uzun vadede kaygı döngüsünü sürdürebildiğini göstermektedir (salkovskis & warwick, 1986).

Yani kişi soru sordukça kısa süre rahatlar. Ama zihin bir süre sonra yeniden aynı kaygıyı üretir.

Çevre Neden Yorulur?

Çünkü dışarıdan bakıldığında soru tekrar ediyor gibi görünür.

Aynı konu tekrar açılır.
Aynı korku yeniden konuşulur.

Ve çevredeki kişiler bazen şunu hissedebilir:

“Ne söylesem yetmiyor.”

Gerçekten de çoğu zaman yetmez.

Çünkü mesele mantıksal bilgi eksikliği değildir. Kaygının zihinde yarattığı tehdit hissidir.

Yakınları yalnızca soruyu duyuyordur. Kişi ise o düşünceyle günün büyük bir kısmını geçirmek zorunda kalıyordur.

Burada Görünmeyen Şey ’’Acıdır’’

Çevre çoğu zaman davranışı görür:

  • Sürekli sorma,
  • Tekrar etme,
  • Emin olmaya çalışma.

Ancak kişinin yaşadığı şeyi değil; yalnızca dışarı yansıyan kısmını görür.

Oysa içeride çoğu zaman:

  • Yoğun kaygı,
  • Suçluluk,
  • Korku,
  • Zihinsel yorgunluk vardır.

Kişi bazen yalnızca düşünceden değil; o düşünceyle yalnız kalmaktan da korkabilir.

“İyileş Artık/ Düzel Artık ” Cümlesi Neden Yıkıcı Hissettirebilir?

“İyileş artık.”
“Düzel artık.”

Bu cümleler çoğu zaman iyi niyetle söylenir.
Ancak kişi tarafından şöyle duyulabilir:

“Sen bozuksun.”
“Senin bu hâlin tahammül edilemez.”
“Artık böyle olmamalısın.”

Bu nedenle özellikle yoğun kaygı yaşayan kişilerde bu tarz ifadeler, utanç ve yalnızlık hissini artırabilir.

Çünkü kişi çoğu zaman zaten iyileşmek istiyordur.
Hatta zihnindeki o yorucu düşüncelerden çıkabilmek için ciddi bir mücadele veriyordur.

Bu noktada kişinin yalnızca düşüncelerle değil; “anlaşılamama” hissiyle de baş etmeye çalıştığını görmek önemlidir.

Yakınlar Nasıl Destek Olabilir?

Yakınların sürekli güvence vermesi çoğu zaman döngüyü istemeden sürdürebilir.
Ancak tamamen reddedici olmak da kişinin yalnızlık hissini artırabilir.

Daha düzenleyici olabilecek yaklaşım bazen şuna benzeyebilir:

  • “Zorlandığını anlıyorum.”
  • “Bu düşünceler seni gerçekten yoruyor gibi görünüyor.”
  • “Sanki zihnin sana başka bir şey söylüyor, gerçeklik başka bir şey.”
  • “Bu döngüyü fark etmek için bir psikoterapi desteği iyi gelebilir.”
  • “Bunu terapistinle konuşman faydalı olabilir.”

Bu tarz bir yaklaşım:

  • Kişiyi küçümsemeden,
  • “Bozuk” ilan etmeden,
  • Yaşadığı zorluğu görerek destek sunabilir.

Ve bazen kişinin profesyonel destek alma motivasyonunu güçlendirebilir.

Bireysel Destek Sürecinde Ne Çalışılır?

Bu tür süreçlerde psikoterapi:

  • Düşünce ile gerçekliği ayırmayı,
  • Düşüncenin yarattığı tehdidi düzenlemeyi,
  • Güvence arama döngüsünü fark etmeyi,
  • Kaygıyla kalabilme becerisini geliştirmeyi hedefleyebilir.

Amaç zihinden “asla kötü düşünce geçmemesi” değildir. Düşüncenin kişi üzerindeki etkisini azaltabilmektir.

Bilişsel davranışçı yaklaşımlar ve maruz bırakma temelli çalışmalar, rahatsız edici düşüncelerle ilişkili kaygının düzenlenmesinde etkili bulunmuştur (Abramowitz, 2006).

Bazı insanlar aynı soruyu tekrar tekrar sorar.

Çünkü aynı cevabı duymak istediklerinden değil; aynı korkunun içinde tekrar tekrar kaybolduklarından.

Ve bazen kişi için en yorucu şey yalnızca düşüncenin kendisi değildir.  O düşünceyi anlatırken bile anlaşılmamaktır.

Bazı insanlar zihnindeki gürültüyle tek başına mücadele etmeye çalışır. Bu nedenle bazen en iyileştirici şey, “abartıyorsun” demek değil; “zorlandığını görüyorum” diyebilmektir.

KAYNAKÇA

Abramowitz, J. S. (2006). The psychological treatment of obsessive-compulsive disorder. Canadian Journal of Psychiatry.

Clark, D. A. (2005). Intrusive Thoughts in Clinical Disorders. Guilford Press.

Salkovskis, P. M., & Warwick, H. M. C. (1986). Morbid preoccupations, health anxiety and reassurance. Behaviour Research and Therapy.