Sevginin Bittiği Değil, Kendinden Vazgeçmenin Durduğu Yer

“Seviyorum ama kendimi seçiyorum” cümlesi, çoğu zaman sert, bencil ya da ani bir kopuş gibi algılanır. Oysa bu cümle genellikle bir ayrılığın değil; uzun süredir sürdürülen bir iç mücadelenin sonucudur. Kişi çoğu zaman sevgiyle vedalaşmaz. Vedalaştığı şey, kendinden eksilerek ilişkiyi sürdürme halidir. Bu nedenle “kendini seçmek”, sevgisizliğin değil; kendilik bilincinin ortaya çıkmasıyla ilgilidir.

Sevgi Neden Kendinden Vazgeçmeye Dönüşür?

Birçok ilişkide sevgi, fark edilmeden bir denge kaymasına uğrar. Başlangıçta iki özne varken, zamanla biri daha fazla uyumlanan, idare eden, tolere eden tarafa dönüşebilir. Bu noktada sevgi hâlâ vardır; ancak kişi artık sevgiyi yaşarken kendisiyle temasını kaybetmeye başlar.
Bu süreç genellikle şu cümlelerle görünür hale gelir:

  • “Aslında çok önemli değil.”
  • “Ben idare ederim.”
  • “O böyle biri.”

Bu ifadeler, sevginin değil; öznelik kaybının işaretleridir (Benjamin, 2004).

Kendini Seçmek = Sevmemek mi?

Kendini seçmek çoğu zaman yanlış bir ikiliğe sıkıştırılır: Ya onu seversin ya kendini. Oysa psikolojik olarak bu iki durum birbirinin karşıtı değildir. Aksine, kişi kendisiyle bağını kaybettiğinde sevgi de giderek işlevsel bir hale gelir: ilişkiyi sürdürme, yalnızlıktan kaçınma, anlam hissini koruma gibi. Burada ayrılık kararı, sevginin bitmesinden değil; sevginin bedelinin çok ağırlaşmasından doğar (Mitchell, 2000).

Kendini Seçmek Ne Zaman Gündeme Gelir?

Bu tema genellikle şu eşikte belirir:

  • Kişi, ilişki içinde kendisini daha az ifade ettiğini fark ettiğinde
  • Duygusal ihtiyaçlarını dile getirdiğinde sürekli “fazla” bulunuyorsa
  • Anlaşılmamak artık tekil bir an değil, süreklilik kazanmışsa
  • “Biz bir ekip miyiz?” sorusu yanıtsız kalıyorsa

Bu noktada kişi, karşısındakini hâlâ seviyor olabilir. Ancak aynı anda şunu da fark eder: Bu ilişki beni ben olarak tutmuyor.

Sevgi mi, Bağlanma mı?

“Seviyorum ama kendimi seçiyorum” diyen birçok kişi aslında şu ayrımı sezgisel olarak yapar:
Sevgi ile bağlanma aynı şey değildir.

Bağlanma, kaybetme korkusuyla sürer.
Sevgi ise temasla.

Kişi bazen sevgiyi değil; ilişkinin sağladığı güven hissini, düzeni ya da kimlik duygusunu bırakmakta zorlanır (Bowlby, 1988).

Bu nedenle ayrılık, çoğu zaman kişiden değil;
ilişkinin sunduğu işlevden ayrılmaktır.

“Kendimi Seçiyorum” Bir Kaçış mı?

Bu cümle bazen kaçış olarak yorumlanır.
Oysa çoğu durumda tam tersidir.

Kendini seçmek;

  • Sorumluluğu başkasına atmadan
  • “O değişirse kalırım” beklentisine tutunmadan
  • Kendi sınırlarını görmezden gelmeden ilişkinin gerçekliğine bakabilmeyi gerektirir.

Bu, kolay bir yol değildir.
Çünkü kişi bu noktada hem sevdiğini bırakmanın yasını tutar hem de uzun süredir ihmal ettiği kendisiyle yeniden karşılaşır (Neff, 2011).

Kendini Seçmek Bir Son mu?

Her zaman değil.

Bazen bu cümle bir ayrılığa, bazen de ilişkinin yeniden yapılandırılmasına işaret eder. Ancak her iki durumda da ortak bir nokta vardır: Kişi artık kendi duygusal ihtiyaçlarını yok sayarak devam edemez.

Bu fark ediş, acele kararlar değil; yavaş ve düşünülmüş temaslar gerektirir.

“Seviyorum ama kendimi seçiyorum” demek, sevgiyi inkâr etmek değil; kendini inkâr etmeyi bırakmaktır.

Bu fark ediş, kimi zaman kişinin kendi iç kaynaklarıyla, kimi zaman da güvenli bir düşünme alanında ele alınabilir. Her yolun ritmi kişiye aittir. Önemli olan, bu cümleyi bir savunma değil; bir temas noktası olarak duyabilmektir.

Referanslar

  • Benjamin, J. (2004). Beyond Doer and Done To: Recognition Theory, Intersubjectivity and the Third. Psychoanalytic Quarterly.
  • Mitchell, S. A. (2000). Relationality: From Attachment to Intersubjectivity. Analytic Press.
  • Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
  • Neff, K. (2011). Self-Compassion: The Proven Power of Being Kind to Yourself. William Morrow.