Küflenmiş bir peynir düşünün.
Özellikle yumuşak ve nem oranı yüksek bir peynir.
Bir yüzeyi yeşilimsi beyaz pamukçuklarla kaplanmış.

Ne yaparsınız?

Küflü kısmı kesip geri kalanını tüketir misiniz?
Yoksa tamamından vazgeçip çöpe mi atarsınız?

Gıda güvenliği alanında bilinen bir gerçek vardır:
Yumuşak ve nemli peynirlerde küf yalnızca yüzeyde kalmaz; mikroskobik düzeyde peynire derinlemesine yayılır. Bu nedenle bu tür peynirlerde yalnızca küflü kısmı ayırmak güvenli kabul edilmez
(USDA, 2023; FDA, 2022).

Bu bilgi yalnızca peynirle ilgili değildir. İlişkilerle ilgili de çok şey söyler.

“MUTSUZ DEĞİLİM AMA NEŞEMİ KAYBETTİM”

Bazı ilişkilerde kişi kendini şu cümleyi kurarken bulur:

“Mutsuz değilim ama neşemi kaybettim.”

Bu cümle çoğu zaman hafif gibi duyulur. Ancak derininde ağır bir fark ediş taşır.

Neşe; insanı hayata bağlayan, zorlukların içinden geçmesini sağlayan, umutla temas kurmasına imkân veren bir iç kaynak olarak bilinir. Neşe kaybolduğunda kişi şunu fark eder: Neşe yoksa, mutluluk da yoktur. Bu fark edişten sonra genellikle derin bir sessizlik gelir.

ANLAŞILMAYAN KIRGINLIKLAR VE TUTUNULAN KIRINTILAR

Kişi, duygusal olarak duyulmadığını, anlaşılmadığını, hatta duyup görmemek için çaba harcandığını hisseder. Kırıldığını söylediğinde karşısında bir duvar bulur. Yaşananlarla ezilen yüreğini anlattığında kişi karşı tarafın sessizliği ile karşılaşır. Ve insan bu noktada ilişkiyi sürdürmek için kırılmamış görünen yerlere tutunur.

Araştırmalar, ilişkilerde geç kalmış onarımların, kronik duygusal ihmal yaşanmışsa  güveni kalıcı biçimde yeniden inşa etmekte zorlandığını göstermektedir (Gottman & Levenson, 1999).

Kişi kendini inandırmaya çalışır:

“Belki bu sefer kalıcıdır.”
“Belki bu kez gerçekten gördü.”

Ama bu inanç tutmaz. Ve bu inancın kişiyi ilişkide tutmadığını fark etmek, insanı bir kez daha kırar.

GEÇ GELEN ONARIMLAR:

Neden bazı tamirler ilişkiyi kurtarmaz?
Bir noktadan sonra karşı taraf değişmiş gibi görünür.

Yardım eder.
Düşünür.
Sorular sorar.
Daha yumuşak davranır.
Daha ilgili görünür.

Bütün bu davranışlar tek tek bakıldığında çokça anlamlı ve kıymetlidir. Ancak sorun davranışların varlığı değil; zamanlamasıdır.

İlişkilerde onarım her zaman aynı etkiyi yaratmaz. Bazı onarımlar ilişkiyi güçlendirir;
bazıları ise yalnızca kaçınılmaz olanı geciktirir.

Geç gelen onarımlar, çoğu zaman iyi niyetlidir. Daha ilgili davranmak, yardım etmek, sakinleşmek, düşünmek, gözetmek… Bunların her biri tek başına değerlidir. Ancak burada belirleyici olan şey, ne yapıldığı değil; ne zaman yapıldığıdır.

Araştırmalar, ilişkilerde onarım girişimlerinin etkisinin; kırılmaların ne kadar süredir biriktiğiyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir (Gottman & Levenson, 1999).

Kırılmalar uzun süre duyulmadan, görülmeden ve ele alınmadan birikmişse; geç gelen onarımlar şu hissi uyandırabilir:

“Bunu yapabiliyordun ama ben kırılırken yapmadın.”

Bu his, yapılan iyiliğin değerini düşürmez; ancak yarattığı güveni sınırlı hâle getirir.

Araştırmalar, ilişkilerde duygusal ihmalin ardından gelen telafi edici davranışların, ihmalin yarattığı hasarı her zaman onaramadığını göstermektedir (Reis & Shaver, 1988).

Bu durum, küflenmiş peynir metaforunda olduğu gibi çalışır: Sorun yalnızca görünen kısım değildir. Hasar, derine işlemiştir.

NİYET VAR, ETKİ YOK

Geç gelen onarımlarda sıkça karşılaşılan bir durum şudur: Niyet vardır, fakat etki sınırlıdır.

Çünkü kişi artık:

  • Onarımı değil, gecikmeyi hatırlar
  • Davranışı değil, daha önceki yalnızlığını hisseder

İlişkisel araştırmalar, duygusal ihmalin ardından gelen telafi edici davranışların,
ihmal sırasında oluşan bağ hasarını her zaman geri çeviremediğini ortaya koymaktadır
(Reis & Shaver, 1988).

Bu noktada sorun şefkatin yokluğu değil; şefkatin geç kalmış olmasıdır.

“ŞİMDİ YAPIYOR AMA…”

Kişi bu aşamada çoğu zaman kendini ikiye bölünmüş hisseder.

Bir yanı şunu görür:

  • Yardım ediliyor
  • Düşünülüyor
  • Gözetiliyor

Diğer yanı ise şunu hisseder:

  • “Ben bunları isterken yalnızdım.”
  • “Bu hâl, o zaman yoktu.”

Bu ikilik, kişinin kendi duygusuna güvenmesini zorlaştırır. Ve kişi, yapılan iyiliğe üzülürken; üzüldüğü için de kendine kızar. Bu durum literatürde, gecikmiş karşılanmanın yarattığı karmaşık duygusal tepki olarak ele alınmaktadır (Boss, 2006).

GEÇ ONARIMLAR NEDEN BAZEN UMUT DEĞİL, YORGUNLUK YARATIR?

Çünkü geç gelen onarımlar:

  • İlişkinin bugünkü hâlini değil,
  • Kişinin geçmişte ne kadar yalnız kaldığını görünür kılar. Ve bu görünürlük, iyileştirici olmaktan çok yorucu olabilir.

Kişi, yapılan iyiliğe tutunmak ister. Ama aynı anda şunu bilir:

“Bu ilişki, ihtiyaç duyduğum yerde beni uzun süre taşıyamadı.”

Bu bilgi, ilişkinin bir sistem sorunu olduğunu düşündürür. Tekil davranışlarla değil, temel işleyişle ilgili bir mesele olduğunu.

Tıpkı küflenmiş yumuşak ve nem oranı yüksek peynirlerde olduğu gibi; sorun yalnızca görünen yüzey değildir. Küf, peynire yayılmıştır. İlişkilerde de geç gelen onarımlar, yüzeyi temizler gibi hissettirebilir. Ancak derine işlemiş hasarı her zaman geri almaz.

Bu noktada kişinin yaşadığı tereddüt, kararsızlık değil; gerçeklikle temas hâlidir.

SİSTEM HATASI VE SUÇLULUK

Bu noktada kişi şunu bilir:
Bu ilişki, bugün değilse yarın; yarın değilse başka bir gün yürümeyecektir.

Ama yine de gidemez.

Çünkü aklında şu soru vardır:

“Ya düzelirse ve ben bu şansı vermemiş olursam?”

Bu soru, umuttan çok suçluluk üretir. Ve kişi, kalmayı kendine borç gibi yükler.

Araştırmalar, bu tür durumlarda kişilerin ilişkide kalma nedenlerinin çoğu zaman sevgi değil; kaybın sorumluluğunu üstlenme korkusu olduğunu göstermektedir (Boss, 2006). Bu da kalmayı daha ağır hâle getirir.

Bazen ilişki, iyi olduğu için değil; bir zamanlar iyi olduğu için sürdürülür. Ama geçmiş, bugünü güvenli kılmaz.

Küflenmiş bir peynir, bir zamanlar taze olabilir. Lezzetli olabilir. Paylaşılmış sofraların parçası olabilir.

Ama küf derine işlemişse, yüzeyi kesmek yetmez. Bazı ilişkilerde de durum böyledir.
İnsan ayrılmak istemez. Ama kalmak, kendinden eksiltmeye başlar.

Bu bir vazgeçiş değil; gerçekle temas etme hâlidir.

Ve bazen bir ilişkinin bitmesi, sevgisizlikten değil; artık sağlıklı olmamasını inkâr edememekten doğar.

KAYNAKÇA

  • Boss, P. (2006). Loss, Trauma, and Resilience. Norton.
  • Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1999). What Predicts Change in Marital Interaction Over Time? Journal of Family Psychology.
  • Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1999). Journal of Family Psychology.
  • Reis, H. T., & Shaver, P. (1988). Handbook of Personal Relationships.
  • Reis, H. T., & Shaver, P. (1988). Intimacy as an Interpersonal Process. Handbook of Personal Relationships.
  •  U.S. Food and Drug Administration (FDA). (2022). Mold on Food: When to Toss It.
    https://www.fda.gov/food/buy-store-serve-safe-food/mold-food-when-toss-it
  •  U.S. Department of Agriculture (USDA). (2023). Mold on Cheese. Food Safety and Inspection Service.
    https://www.fsis.usda.gov/food-safety