İnsan için zorlanmak, hata yapmak ya da duygusal olarak dağılmak, yalnızca yaşanan bir deneyim değil; aynı zamanda kendine yöneltilen sert bir iç yargının da başlangıcıdır. Bu yargı çoğu zaman yüksek sesle konuşmaz. Daha çok içten içe işleyen, “bunu da beceremedin”, “neden böyle hissediyorsun”, “daha güçlü olmalısın” diyen bir tonla kendini gösterir.
Aynı kişi, benzer bir deneyimi yaşayan bir başkasına karşı oldukça anlayışlı, sabırlı ve kapsayıcı olabilir. Başkasının kırılganlığına yer açabilen bu tutum, söz konusu kişinin kendisi olduğunda ortadan kaybolur. Tam da bu noktada, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliği görünür hâle gelir.
Öz-şefkat kavramı, kişinin yaşadığı zorlanmalara karşı kendisiyle nasıl bir ilişki kurduğunu anlamak açısından önemli bir çerçeve sunar. Öz-şefkat; bireyin yaşadığı güçlükleri kişisel bir yetersizlik kanıtı olarak görmek yerine, insan olmanın kaçınılmaz deneyimleri içinde değerlendirebilmesini ifade eder (Neff, 2003).
Ancak öz-şefkat çoğu zaman yanlış anlaşılır. Kendine şefkat göstermek; her şeyi olduğu gibi kabullenmek, çabalamamak ya da sorumluluktan kaçmak değildir. Aksine, öz-şefkat kişinin yaşadığı zorluğu inkâr etmeden, onunla temas edebilmesine imkân tanır. Bu temas, kişinin kendisini motive etmek için sertleşmesine değil; yaşananın ağırlığını taşıyabilecek bir iç alan geliştirmesine dayanır.
Kendine sertlik ise genellikle kontrol ihtiyacından beslenir. Duyguların kontrol altında tutulması, zayıflığın görünmemesi ve kırılganlığın bastırılması gerektiği inancı, kişinin kendisine karşı acımasız bir tutum geliştirmesine yol açabilir. Bu sertlik, kısa vadede “işe yarıyor” gibi hissettirse de uzun vadede duygusal tükenmişlik ve içsel kopukluk yaratabilir (Gilbert, 2010).
Öz-şefkatli bir tutumda kişi, yaşadığı zorlanmayı hemen düzeltmeye çalışmak yerine, önce onunla temas kurar. Bu temas; “şu an zorlanıyorum” diyebilme cesaretini ve bu zorlanmayı insan olmanın doğal bir parçası olarak görebilme kapasitesini içerir. Böyle bir yaklaşımda kırılganlık, zayıflık değil; insanî bir gerçeklik olarak ele alınır.
İnsani kırılganlık, kişinin duygusal deneyimlerini bastırmadan, ama onlara teslim de olmadan taşıyabilmesini ifade eder. Öz-şefkat, tam olarak bu taşıma kapasitesini güçlendiren bir iç duruştur. Kişi kendisine sert davranarak ayakta kalmaya çalışmak yerine, kendisiyle ilişki kurarak güçlenmeye başlar.
Araştırmalar, öz-şefkatin duygusal düzenleme, stresle başa çıkma ve psikolojik iyi oluşla ilişkili olduğunu göstermektedir (Neff & Germer, 2013). Ancak öz-şefkatin belki de en önemli katkısı, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini dönüştürmesidir. Kişi artık kendisini sürekli denetleyen bir iç otoriteyle değil; zorlandığında yanında durabilen bir iç figürle ilişki kurar.
Bu dönüşüm, mükemmel olmakla ilgili değildir. Daha az hata yapmakla da doğrudan ilişkili değildir. Öz-şefkat; hata yapabilen, zorlanabilen ve yine de kendisiyle bağını koparmayan bir iç ilişki kurabilme hâlidir.
Belki de mesele, kendimize nasıl davrandığımızı yeniden düşünmektir. Çünkü insanın en uzun süreli ilişkisi, kendisiyle kurduğu ilişkidir.
Kaynakça
Neff, K. (2003). Self-Compassion: An Alternative Conceptualization of a Healthy Attitude Toward Oneself. Self and Identity.
Gilbert, P. (2010). Compassion Focused Therapy. Routledge.
Neff, K., & Germer, C. (2013). A Pilot Study and Randomized Controlled Trial of the Mindful Self-Compassion Program. Journal of Clinical Psychology.