Öznelik Kaybı ve Görünmez Emek Üzerine

Bazı insanlar için “önce başkasını düşünmek” bir tercih değil, neredeyse otomatik bir refleks gibidir. Karşısındaki üzülmesin diye kendi ihtiyacını ertelemek, ortamın dengesini korumak adına rahatsızlığını bastırmak ya da ilişkide sorun çıkmaması için susmak, zamanla kişinin karakterinin bir parçası gibi algılanabilir.

Oysa bu tutum, çoğu zaman fedakârlıkla değil; öznelik kaybıyla ilişkilidir.

Öznelik, kişinin kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve sınırlarını ayrı ve geçerli bir varlık alanı olarak hissedebilmesiyle ilgilidir. Kendini sürekli başkasına göre ayarlayan kişi için bu alan giderek daralır. Kişi, ne hissettiğini değil; karşısındakinin ne hissedebileceğini öncelemeye başlar. Zamanla “ben ne istiyorum?” sorusu yerini “o ne ister?”, “onu nasıl üzmem?” sorularına bırakır.

Bu durum özellikle yakın ilişkilerde görünmez emek olarak kendini gösterir. İlişkinin duygusal iklimini sürekli gözetmek, olası krizleri önceden sezmek, karşı tarafın ihtiyaçlarını dile gelmeden karşılamaya çalışmak… Tüm bunlar dışarıdan bakıldığında fark edilmez; hatta çoğu zaman takdir bile edilmez. Çünkü bu emek sessizdir ve adlandırılmaz (Hochschild, 1983).

Kendini değil başkasını önceleyen kişi, çoğu zaman “verici” olarak tanımlanır. Ancak burada kritik olan şudur: Bu verme hâli gerçekten özgür bir tercihten mi doğmaktadır, yoksa ilişkide kalabilmenin koşulu olarak mı yaşanmaktadır?

Öznelik kaybı yaşayan bireyler için ilişki; iki ayrı öznenin temasından çok, tek taraflı bir düzenleme alanına dönüşebilir. Kişi, karşısındakinin ihtiyaçlarına uyumlanarak var olmaya çalışır. Bu uyumlanma, kısa vadede çatışmayı azaltıyor gibi görünse de uzun vadede kişinin kendi iç dünyasıyla temasını zayıflatır.

Araştırmalar, kronik öz-ihmalin duygusal tükenmişlik ve ilişki doyumunda azalma ile ilişkili olduğunu göstermektedir (Jack & Dill, 1992). Kişi bir süre sonra ne verdiğini değil, neyi kaybettiğini fark etmeye başlar. Ancak bu fark ediş çoğu zaman suçlulukla karışır: “Bu kadar şey yapmışken şikâyet etmeye hakkım var mı?”

Oysa mesele şikâyet etmek değil; var olabilmektir.

Sağlıklı bir ilişkide, kişinin başkasını düşünmesi kendi varlığını silmesi pahasına olmaz. Öznelik, ilişkinin karşısında değil; tam merkezinde durur. Kişi hem düşünebilir hem hissedebilir, hem de kendisi olarak kalabilir.

Belki de sormamız gereken soru şudur:
“Ben bu ilişkide gerçekten var mıyım, yoksa sadece işlev mi görüyorum?”

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Kaynakça

  • Hochschild, A. R. (1983). The Managed Heart. University of California Press.
  • Jack, D. C., & Dill, D. (1992). The Silencing the Self Scale. Psychology of Women Quarterly.