Değişmeyeceğine İnandığın Bir Yerde Konuşmak
Birçok insan için en zor fark edişlerden biri şudur: Karşımızdaki kişiye değil, konuşmanın artık bir karşılığı olmadığı gerçeğine bakmak. Çünkü konuşmak çoğu zaman umutla yapılır. Anlatırsak anlaşılacağımıza, daha doğru ifade edersek fark edileceğimize, bir kez daha denersek bir şeylerin değişeceğine inanırız.
Ancak içten içe şunu da biliriz:
- Bu konuşma yeni değil.
- Bu anlatış ilk kez yapılmıyor.
- Bu ihtiyaç daha önce de dile getirildi.
İşte tam burada kritik bir eşik vardır:
Değişmeyeceğine inandığın bir yerde konuşmaya devam etmek, karşıya değil; kendine yönelmiş bir şiddete dönüşebilir.
KONUŞMAK NE ZAMAN İYİLEŞTİRİCİ OLMAKTAN ÇIKAR?
İletişim, ilişkilerin temelidir. Ancak her iletişim denemesi bağ kurmaz.
Psikolojik olarak iyileştirici iletişim:
- Karşılıklı etki yaratır
- Tarafların içsel pozisyonunda bir hareketlenme doğurur
- “Söyledim” ile “duyuldu” arasındaki mesafeyi kapatır
Eğer bir ilişkide:
- Aynı şeyler tekrar tekrar söyleniyor
- Söylediklerin duyuluyor ama karşılık bulmuyorsa
- Konuşmalar sonrası yalnızlık artıyorsa orada konuşma, bağ kuran bir araç olmaktan çıkar; kendini tüketen bir tekrar hâline gelir (Watzlawick et al., 1967).
UMUT DÖNGÜSÜ VE DUYGUSAL YIPRANMA
Değişmeyeceğine inanılan bir yerde konuşmayı sürdürmek, çoğu zaman umuttan vazgeçememekle ilgilidir.
Bu döngü genellikle şöyle işler:
- Kişi zorlanır
- Konuşur
- Kısa süreli bir rahatlama olur
- Davranış değişmez
- Hayal kırıklığı büyür
- “Belki bu sefer farklı anlatmalıyım” düşüncesi gelir
Bu döngü, psikolojik literatürde öğrenilmiş çaresizlikle flört eden bir yapı oluşturur (Seligman, 1975).
Çünkü kişi bir yandan değişmeyeceğini düşünür, diğer yandan konuşmaya devam eder. Bu ikili durum, içsel bir çatışma yaratır: “Biliyorum ama yine de deniyorum.” Ve bu çatışma, zamanla kişinin kendine olan güvenini aşındırır.
KENDİ GERÇEĞİNİ SÜREKLİ ERTELEMEK
Değişmeyeceğine inanılan bir yerde konuşmak, yalnızca karşı tarafla ilgili değildir. Aynı zamanda kişinin kendi iç sesini sürekli susturması anlamına gelir.
Bu süreçte kişi:
- Kendi ihtiyacını küçültür
- “Çok mu şey istiyorum?” diye sorgular
- Algısına güvenmemeyi öğrenir
Bu durum, duygusal öz-şiddet olarak tanımlanabilir. Çünkü kişi, kendi duygusal gerçekliğini tekrar tekrar geçersiz kılar (Herman, 1992).
Buradaki şiddet açık değildir. Bağırmaz, incitmez, iz bırakmaz. Ama süreklidir.
SINIR KOYMAK: SUSMAK DEĞİL, KENDİNİ KORUMAK
Bu noktada önemli bir ayrım yapılması gerekir: Konuşmayı bırakmak, bastırmak değildir. Sınır koymak, vazgeçmek değildir.
Psikolojik sınır şunu söyler:
- “Ben kendimi, etkisi olmayan bir alanda tüketmeyeceğim.”
Bu bir cezalandırma değil; kendine verilen bir bakım biçimidir (Cloud & Townsend, 1992).
Bazen en sağlıklı iletişim kararı şudur:
- Daha fazla açıklamamak
- Daha iyi anlatmaya çalışmamak
- Karşı tarafın kapasitesini olduğu gibi kabul etmek
Bu kabul, pasiflik değil; gerçekçilik içerir.
“ANLATIRSAM DEĞİŞİR” İNANCINDAN VAZGEÇMEK
Birçok kişi için en zor bırakılan şey, anlatmanın iyileştirici olacağına dair inançtır.
Oysa bazı ilişkilerde sorun:
- Anlatma biçiminde değil
- Zamanlamada değil
- Niyette hiç değildir
Sorun, karşı tarafın:
- Duygusal kapasitesinde
- Sorumluluk alma isteğinde
- İlişkiyle kurduğu bağın derinliğinde olabilir Ve bu alanlar, tek taraflı çabayla dönüşmez (Wallin, 2007).
“Değişmeyeceğine inandığım yerde neden hâlâ konuşuyorum?” sorusu, bireysel danışmanlık sürecinde çok güçlü bir kapı açar.
Bu soru:
- Kişinin bağlanma örüntüsüne
- Umutla gerçek arasındaki çatışmasına
- Kendini feda etme eğilimine
ışık tutar.
Bireysel danışmanlık süreci, kişinin susmayı değil, kendini korumayı öğrenmesine alan açar. Çünkü mesele konuşmamak değil; kendine rağmen konuşmaktan vazgeçebilmektir.
Konuşmak değerlidir. Ama her yerde değil. Her bedelle hiç değil. Değişmeyeceğine inandığın bir yerde konuşmaya devam etmek, zamanla sevgi değil; kendine karşı bir ihlal üretir.
Ve bazen en sağlıklı cümle, yüksek sesle değil, içeride söylenir: “Ben kendimi, duyulmadığım bir yerde daha fazla incitmeyeceğim.”
Bu fark ediş, kimi zaman tek başına, kimi zaman da güvenli bir danışmanlık alanında yavaşça mümkün olur.
KAYNAKÇA
- Watzlawick, P., Beavin, J., & Jackson, D. (1967). Pragmatics of Human Communication. Norton.
- Seligman, M. E. P. (1975). Helplessness: On Depression, Development, and Death. Freeman.
- Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery. Basic Books.
- Cloud, H., & Townsend, J. (1992). Boundaries. Zondervan.
- Wallin, D. (2007). Attachment in Psychotherapy. Guilford Press.