Verdiği Hasarın Farkında Olmayan Bir İnsana Neyi Anlatacaksın?

Bir ilişkide en yorucu şey kavga etmek değildir. En yorucu şey, anlaşmazlıklar da değildir.

Asıl tükenmişlik belki de verdiklerinin, yaşadıklarının, kırılmalarının karşı tarafta hiçbir iç hareket yaratmadığını fark etmektir.

Verdiği hasarın farkında olmayan bir insana neyi anlatacaksın?
“Ben sana neler yaptım, seni ne kadar kırdım, çok üzgünüm” demeyen birine neyi anlatacaksın?
İşte ilişkisel tükenmişlik tam da bu soruların cevapsız kaldığı yerde başlar.

TÜKENMİŞLİK NASIL BAŞLAR?

İlişkilerde tükenmişlik ani bir kopuşla gelmez. Sessizdir. Yavaş ilerler. Günlük hayatın içine sızar.

Başlangıçta kişi şunları yapar:

  • Daha iyi anlatmaya çalışır
  • Daha çok açıklar
  • Daha çok empati yapar
  • Daha çok tolere eder

Çünkü içinde hâlâ bir inanç vardır:

“Anlarsa değişir.”

Ancak zamanla kişi şunu fark eder:
x Anlatmak karşı tarafta bir farkındalık yaratmıyordur.
x Kırıldığını söylemek, karşı tarafın sorumluluk almasına yol açmıyordur.

Bu noktada yorgunluk başlar.
Ama kişi bunu hemen fark etmez.

FARKINDA OLMAMAK: BİR KÖTÜLÜK MÜ, DUYGUSAL KAPASİTE MESELESİ Mİ?

Verdiği hasarın farkında olmamak her zaman kasıtlı olmayabilir.  Ancak sonuçları yine de yıpratıcıdır.

Bazı insanlar:

  • Duygusal sinyalleri okuyamaz
  • Kendi davranışlarının etkisini düşünmez
  • Karşısındaki insanın iç dünyasını merak etmez

Bu durum, literatürde duygusal farkındalık ve zihinselleştirme kapasitesi ile ilişkilendirilir (Fonagy et al., 2002).

Sorun şurada başlar:

  • Farkında olmamak, fark edilene kadar masumdur.
  • Fark edilmesine rağmen değişmiyorsa, ilişkiyi tek taraflı bir yük hâline getirir.

PEKİ YA KAYBETME KORKUSU?

Kaybetme korkusu tek başına sağlıklı bir şey değildir. Ama yokluğu, ilişkide önemli bir işaret olabilir.

Kaybetme korkusu olmayan kişi:

  • Davranışlarının sonuçlarını düşünmez
  • “Giderse gitsin” rahatlığında olabilir
  • İlişkiyi sürdüren kişinin hep karşı taraf olacağını varsayar

Bu noktada ilişkide dengesizlik oluşur.

Bir taraf:

  • Kaybetmemek için çabalar
  • İlişkiyi tutmaya çalışır
  • Onarmaya çalışır

Diğer taraf:

  • Olduğu gibi kalır
  • Sorumluluğu paylaşmaz
  • Değişmek için içsel bir motivasyon geliştirmez

Bu dengesizlik, zamanla tükenmişliğin temel kaynağı hâline gelir (Bowlby, 1988).

“ÇOK ÜZGÜNÜM” DEMEMEK NE ANLAMA GELİR?

“Özür dilememek” çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sorun kelimede değildir.

Sorun şuradadır:
Özür, yalnızca pişmanlık ifadesi değil; ilişkisel sorumluluğun kabulüdür.

“Ben seni kırdım” diyebilmek,

  • Karşı tarafın duygusunu kabul etmeyi
  • Kendi etkisini görmeyi
  • Onarım ihtiyacını fark etmeyi içerir

Bu duygusal farkındalık yoksa, ilişkide onarım da mümkün olmaz (Gottman, 1999). Ve onarım olmayan ilişkilerde, tükenmişlik kaçınılmazdır.

TÜKENMİŞLİK NEDEN BU KADAR DERİN YARALAR?

Çünkü burada kişi sadece üzülmez. Kendinden vazgeçmeye başlar.

Tükenmişlik yaşayan kişi:

  • Daha az ister
  • Daha az anlatır
  • Daha az bekler

Bu bir olgunlaşma değil; geri çekilmedir.

Ve çoğu zaman kişi bunu fark ettiğinde şu cümleyi kurar:

“Ben bu ilişkide yavaş yavaş yok oldum.”

Bu yok oluş dramatik değildir. Sessizdir. Ama derindir (Herman, 1992).

Bireysel danışmanlık sürecinde tükenmişlik genellikle şu soruyla açılır:

“Ben neden hâlâ anlatmaya çalışıyorum?”

Bu soru, kişinin:

  • Umutla gerçek arasındaki farkı
  • Karşı tarafın kapasitesini
  • Kendi sınırlarını
    görmesine yardımcı olur.

Amaç, karşı tarafı değiştirmek değildir.
Amaç, kişinin kendini daha fazla tükettiği yerde durabilmesidir.

Verdiği hasarın farkında olmayan birine, kaybetme korkusu hiç yaşanmamış birine, onarmak için adım atmayan birine anlatacak çok şey yoktur.

Ama kişinin kendisine anlatılacak çok şey olabilir.

İlişkilerde tükenmişlik, zayıflık değil; yalnız taşınan bir yükün doğal sonucudur.

Ve bazen en sağlıklı karar, daha iyi anlatmayı bırakmak, daha fazla çabalamamak ve kendine şunu söyleyebilmektir:

“Ben artık kendimi, fark edilmeyen bir yerde tüketmeyeceğim.”

Bu fark ediş; kimi zaman tek başına, kimi zaman da güvenli bir danışmanlık alanında yavaşça mümkün olur.

KAYNAKÇA

  • Fonagy, P., Gergely, G., Jurist, E., & Target, M. (2002). Affect Regulation, Mentalization, and the Development of the Self. Other Press.
  • Bowlby, J. (1988). A Secure Base. Routledge.
  • Gottman, J. M. (1999). The Seven Principles for Making Marriage Work. Crown.
  • Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery. Basic Books.