İlişkilerde en sık karıştırılan üç kavram vardır:
konuşmak, susmak ve sınır koymak.
Birçok kişi için bu kavramlar birbirinin yerine geçer.
Konuşmak cesaretle,
susmak kabullenmeyle,
sınır koymak ise terk etmeyle eşleştirilir.
Halbuki psikolojik olarak bu üçü aynı şey değildir.
Hatta çoğu zaman, yanlış yerde yapılan konuşma;
yanlış anlaşılan suskunluk;
ve hiç kurulmamış sınırlar, ilişkideki en derin yıpranmayı yaratır.
KONUŞMAK: HER ZAMAN BAĞ KURMAZ
Konuşmak çoğu ilişkide ilk başvurulan araçtır. Anlatırsak anlaşılacağımıza, daha net söylersek karşılık bulacağımıza inanırız.
Psikolojik olarak konuşmak:
- Görülme ihtiyacından
- Temas kurma arzusundan
- Yalnız kalmama çabasından doğar
Ancak konuşma, ancak karşıda bir alıcı varsa bağ kurmaya yarayabilir (Winnicott, 1965).
Eğer karşı taraf:
- Duygusal olarak kapalıysa
- Savunmada kalıyorsa
- Söyleneni kendi üzerine almıyorsa konuşmak bir noktadan sonra ilişkiyi beslemez; kişinin kendisini tekrar tekrar açıkta bırakmasına neden olur.
Bu noktada konuşmak, temas değil, maruz kalma hâline gelir.
SUSMAK: HER ZAMAN VAZGEÇMEK DEĞİLDİR
Susmak çoğu zaman yanlış yorumlanır. Sanki susan kişi kabullenmiş, boyun eğmiş ya da bastırmış gibi düşünülür.
Oysa psikolojik olarak susmanın farklı türleri vardır.
Bastıran suskunluk:
- “Sorun çıkmasın” diye olur
- İlişkiyi korumak adına kendinden vazgeçer
- İçeride birikir, dışarıda sakin görünür
Koruyucu suskunluk:
- “Burada daha fazla açılmak beni incitiyor” farkındalığıyla olur
- Kişinin kendi duygusal sınırını korur
- İlişkiye değil, kendine sadık kalır
Bu ayrım kritiktir.
Çünkü susmak her zaman zayıflık değildir; bazen kendini geri çekebilme kapasitesidir (Ogden, 2004).
SINIR: NE KONUŞMAK NE SUSMAK
Sınır, çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Ya sertlik sanılır
ya da mesafe koymakla eş tutulur.
Oysa sınır, konuşmak ile susmak arasındaki bilinçli duruştur.
Psikolojik sınır şunu içerir:
- Nerede konuşacağımı
- Nerede duracağımı
- Nerede kendimi geri çekeceğimi bilmek
Sınır koymak, karşı tarafa bir şey yaptırmak değildir. Karşı taraf değişsin diye kurulmaz.
Sınır, kişinin kendine verdiği bir sözdür: “Ben kendimi, karşılığı olmayan bir alanda tüketmeyeceğim.” (Cloud & Townsend, 1992)
BU ÜÇLÜ NEDEN BU KADAR KARIŞIR?
Birçok insan için bu üçlü, bağlanma deneyimleriyle iç içedir.
Özellikle:
- Çocuklukta duygusal ihtiyaçları fark edilmemiş
- Anlatınca duyulmamış
- Susunca yok sayılmış kişiler için
Konuşmak = var olmak
susmak = kaybolmak
sınır = terk edilmek anlamına gelebilir (Bowlby, 1988).
Bu nedenle kişi:
- Konuşarak kendini ispat etmeye
- Susarak ilişkiyi korumaya
- Sınırdan kaçınarak bağda kalmaya çalışır
Ama bu çaba, uzun vadede kişinin kendisiyle bağını zedeler.
BİREYSEL DANIŞMA SÜRECİNDE İSE SIK GELEN SORU
“Ne zaman konuşmalıyım ne zaman susmalıyım?”
Bu soru genellikle yanlış yerden sorulur.
Asıl soru şudur:
“Ben şu an kendimi mi koruyorum, yoksa ilişkiyi mi?”
Eğer konuşma:
- Kendini ifade etmekten çok ikna etmeye dönüşüyorsa
- Anlaşılmak yerine açıklamak zorunda bırakıyorsa
- Her seferinde daha yalnız hissettiriyorsa orada sınır devreye girmelidir.
SINIR, UMUTSUZLUK DEĞİL GERÇEKLİKTİR
Sınır koymak çoğu zaman “umudu bırakmak” gibi hissedilir. Oysa bu, umudu yanlış yere koymaktan vazgeçmektir.
Sınır şunu kabul eder:
- Her ilişki kapasite eşleşmesi yaratmayabilir
- Her sevgi, yük paylaşımına dönüşmeyebilir
- Her anlatış duyulmayabilir
Bu kabul, kişiyi zayıflatmaz. Aksine, içsel gücünü toplamasına yardım eder.
BİREYSEL DANIŞMANLIKTA BU ÜÇLÜ NASIL ÇALIŞILIR?
Bireysel danışmanlık sürecinde kişi:
- Neden hep konuşan tarafta kaldığını
- Neden susunca suçluluk hissettiğini
- Neden sınır koyunca kopuş beklediğini fark etmeye başlar
Bu fark ediş, kişinin:
- Kendi duygusal ihtiyaçlarını ciddiye almasını
- Karşı tarafın kapasitesini gerçekçi değerlendirmesini
- Kendini koruyan yeni ilişki pozisyonları geliştirmesini sağlar
Amaç ilişkiden kaçmak değil; kendini ilişkide kaybetmemektir.
Konuşmak bir kapıdır.
Susmak bir duraktır.
Sınır ise, nereye kadar yürüyebileceğini bilmektir.
Ve bazen en sağlıklı hareket:
- Daha çok konuşmak değil
- Daha derin susmak değil
- Kendini koruyan bir yerde durabilmektir
Çünkü ilişki, kendini feda ettiğin bir alan olmaya başladığında; bağ değil, yük üretir.
Bu dengeyi kurmak, kimi zaman tek başına, kimi zaman da güvenli bir danışmanlık alanında adım adım mümkün olur.
KAYNAKÇA
- Winnicott, D. W. (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment. Hogarth Press.
- Ogden, T. H. (2004). The Analytic Third. Routledge.
- Cloud, H., & Townsend, J. (1992). Boundaries. Zondervan.
- Bowlby, J. (1988). A Secure Base. Routledge.