Anlaşılmamakla baş etmeye çalışırken kendinden uzaklaşmak
Bazı ilişkilerde kişi yalnızca üzülmez. Aynı zamanda, üzülmesinin meşruiyetini kaybeder.
“Abartıyorsun.”
“Çok hassassın.”
“Öyle olmadı ki.”
“Hep sorun çıkarıyorsun.”
“Hep sen haklısın, illa onu duymak istiyorsun.”
Bu cümleler, bir tartışmayı bitirmek için söylenmiş gibi durabilir. Ancak etkileri tartışmanın çok ötesine geçer. Bu ifadeleri duyan kişi, önce anlaşılmak için daha çok çabalar. Daha açık anlatmaya, daha sakin olmaya, daha doğru kelimeler bulmaya çalışır.
Sonra şunu fark eder: Ne söylerse söylesin, anlaşılmayacaktır. Bu fark ediş, ilişkideki en sarsıcı eşiklerden biridir.
ANLAŞILMAYACAĞINI FARK ETMEK
İnsan, anlaşılmadığında yalnızca kırılmaz. Aynı zamanda gerçekliğini savunmak zorunda kalır.
Araştırmalar, duygusal olarak geçersizleştirilen bireylerin zamanla kendi duygu ve algılarından şüphe etmeye başladığını göstermektedir (Linehan, 1993).
Bu noktada kişi şunu düşünmeye başlar:
“Acaba gerçekten abartıyor muyum?”
“Belki de fazla hassasım.”
“Belki de sorun çıkaran benim.”
İlişkinin bir zamanlar iyi gelen yanları da bu sorgulamayı besler. Geçmişteki yakınlık, sıcaklık ve bağ hissi devreye girer. Ve kişi, kendi yaşadığından çok, karşı tarafın söylediği şeye inanmaya başlar.
KENDİ GERÇEKLİĞİNDEN UZAKLAŞMAK
Bu süreçte çok tehlikeli bir kayma yaşanır.
Kişi:
- Ne kadar kırıldığını
- Neye kırıldığını
- Nasıl kırıldığını en iyi bilen kişi olduğunu unutur.
İnsanın yaşadığı duygunun tek bilirkişisi yine kendisidir (Reis & Shaver, 1988). Ancak manipülatif söylemler arttıkça, kişi kendi uzmanlığından feragat eder. Yarasını anlatmaktan vazgeçer. Acısının ciddiyetini küçültür.
Bu noktada kişi, ilişkide şu rollere çekilmeye başlar:
- “Abartan”
- “Hassas”
- “Dırdır eden”
- “Sorun çıkaran”
Bu roller, yaşananın üzerini örter. Sorun artık ilişkinin dinamiği değil; kişinin kendisi gibi sunulur.
BU NOKTA NEDEN TEHLİKELİDİR?
Çünkü burada olan şey yalnızca bir ilişki sorunu değildir. Bu, kişinin kendilik algısının zedelenmesidir.
Araştırmalar, kronik duygusal manipülasyonun benlik bütünlüğünü aşındırdığını ve kişinin kendine olan güvenini ciddi biçimde azalttığını göstermektedir (Herman, 1992).
Kişi artık:
- Hissettiğine güvenmez
- Düşündüğünden emin olmaz
- Kendini savunmaktan utanır
Bu durum, psikolojik olarak kendini silme eşiği olarak tanımlanabilir.
NOSTALJİ VE GERÇEKLİK ARASINDA SIKIŞMAK
İlişkinin özlenen yanları arttıkça, manipülasyon daha etkili hâle gelir. Kişi, geçmişteki iyi anlara tutunarak bugünü tolere etmeye çalışır. Ancak geçmiş, bugünü açıklamaz. Bir ilişkinin bir zamanlar iyi gelmiş olması, şu anda zarar vermediği anlamına gelmez.
Bu ayrımı yapmak zorlaştığında, kişi kendi duygusunu değil; karşı tarafın anlatısını merkeze alır.
Bu da ilişkide kalmayı değil; ilişki içinde kendinden uzaklaşmayı getirir.
KENDİ DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNE SAHİP ÇIKMANIN ZORLUĞU
Bu noktada “kendine sahip çıkmak” kolay değildir. Çünkü kişi yalnızca karşısındakine değil; kendi içindeki şüpheye de karşı durmak zorundadır.
Kendi duygusuna sahip çıkmak:
- Karşı tarafı suçlamak değildir
- İlişkiyi hemen bitirmek değildir
Daha çok şunu hatırlamaktır:
“Yaşadığım şeyin anlamı, başkasının onayına bağlı değil.”
Bu hatırlayış, ilişki içinde kalmayı da gitmeyi de daha bilinçli bir zemine taşır.
Duygusal manipülasyonun en yıpratıcı tarafı, kişiyi üzmesi değil; kişinin kendine olan tanıklığını elinden almasıdır.
Bir ilişkide, sürekli olarak:
- Duyguların küçültülüyorsa
- Algıların sorgulanıyorsa
- Kendinden şüphe etmen bekleniyorsa burada mesele hassasiyet değil; gerçekliğin aşındırılmasıdır.
Ve insanın, kendi duygusuna yeniden sahip çıkması, çoğu zaman ilişkiyle değil; kendisiyle yeniden bağ kurmasıyla başlar.
ÇERÇEVENİN KAYDIRILMASI:
Konu A’dan Z’ye Nasıl Sürüklenir?
Duygusal manipülasyon yalnızca söylenen cümlelerle gerçekleşmez.
Bazen asıl mesele, konuşulan konunun sessizce yer değiştirmesidir.
Anlatan kişi, anlaşılmayı bekleyen kişi A konusundan bahseder.
Bir ihtiyaçtan, bir kırılmadan, bir sınır ihlalinden…
Ancak karşı taraf:
- Z konusuna geçer,
- ya da A konusunun kendisini değil, A konusunu anlatan kişinin nasıl anlattığını ya da nasıl davrandığını merkeze alır.
Bu noktada çerçeve kaymıştır.
Artık konuşulan şey:
- Yaşanan problem değil,
- Problemin dile getirilme biçimidir.
“NE YAŞANDI?”DAN “SEN NELER YAPTIN?”A GEÇİŞ
Çerçeve kaydırıldığında tartışma şu şekilde ilerler:
- “Bunu söylediğinde kırıldım.”
→ “Ama sen de çok sert konuştun.” - “Bu davranış beni incitti.”
→ “Her şeyi üstüne alıyorsun.” - “Bu konuda yalnız kaldım.”
→ “Yine olay çıkarıyorsun.”
Bu geçişte asıl mesele ele alınmaz. Konu, yaşanan durumdan kişinin tepkisine taşınır.
Araştırmalar, bu tür çerçeve kaymalarının kişinin kendi deneyimini savunmak zorunda kalmasına yol açtığını ve duygusal yükü artırdığını göstermektedir (Herman, 1992).
ALTERNATİF KONU AÇMA: ASIL MESELEDEN UZAKLAŞMA
Bir başka çerçeve kaydırma biçimi ise, tam da zor bir konu açıldığında başka bir konunun devreye sokulmasıdır.
- “Bunu konuşuyorduk ama sen geçen hafta da…”
- “Asıl mesele bu değil, sen zaten…”
Bu durumda konuşma:
- Derinleşmez
- Tamamlanmaz
- Askıda kalır
Kişi, anlatmak istediği yerden uzaklaştığını hisseder. Ancak nedenini netleştirmekte zorlanır. Bu tür kaydırmalar, ilişkide kronik bir duyulmamışlık hissi yaratır (Reis & Shaver, 1988).
ÇERÇEVE KAYDIĞINDA KİŞİ NE YAŞAR?
Çerçeve kaydırması tekrarlandığında kişi:
- Kendini sürekli açıklamak zorunda hisseder
- Asıl duygusunu ifade edemez
- “Yanlış mı anlatıyorum?” diye düşünmeye başlar
Bu noktada kişi, yaşananı değil; kendini anlatmayı merkeze alır. Bu da manipülasyonun en yıpratıcı etkilerinden biridir: kişiyi, kendi yaşantısının savunucusu hâline getirmek.
NEDEN BU KADAR YIPRATICIDIR?
Çünkü burada olan şey bir anlaşmazlık değil; anlamın yer değiştirmesidir.
Kişi ne kadar doğru anlattığını, ne kadar sakin kaldığını ne kadar iyi ifade ettiğini düşünmek zorunda bırakılır. Oysa asıl soru şudur:
“Bu yaşanan beni neden incitti?”
Çerçeve kaydırıldığında bu soru hiç sorulmaz.
Duygusal manipülasyon her zaman bağırarak, küçümseyerek gerçekleşmez. Bazen yalnızca konuşmanın yönünü değiştirerek olur.
Konu sürekli kayıyorsa, asıl mesele hep başka bir şeye dönüşüyorsa, ve kişi konuşmanın sonunda kendini daha da yalnız hissediyorsa…
Burada sorun, anlatılan şeyin içeriği değil; anlatma hakkının elinden alınmasıdır.
Ve bu fark ediş, kişinin kendi duygu ve düşüncelerine yeniden sahip çıkabilmesi için önemli bir eşiktir.
BU NOKTADA NE YARDIMCI OLABİLİR?
Duygusal manipülasyon ve çerçeve kaydırmasıyla karşı karşıya kalındığında, “doğruyu anlatmak” çoğu zaman yeterli olmaz. Çünkü mesele anlatma becerisi değil; anlatılanın sürekli geçersizleştirilmesidir.
Bu noktada yardımcı olabilecek bazı küçük ama önemli duraklar vardır:
- Yaşananın içeriğine değil, konuşmanın nasıl sürekli başka bir yere çekildiğine dikkat etmek
- “Ben ne hissettim?” sorusunu, karşı tarafın tepkilerinden bağımsız tutabilmek
- Anlaşılma ihtimaliyle, anlaşılmama gerçeğini birbirinden ayırabilmek
- Kendi duygusal deneyiminin tek tanığının yine kendisi olduğunu hatırlamak
Bu adımlar sorunu ortadan kaldırmaz; ancak kişinin kendi gerçekliğini kaybetmesini yavaşlatabilir.
KAPANIŞ: YÜKÜ TEK BAŞINA TAŞIMAK ZORUNDA DEĞİLİZ
Bu tür ilişkilerde en yorucu olan şey, yalnızca kırılmak değil; kırıldığını sürekli kanıtlamaya çalışmaktır.
Bireysel danışmanlık süreci, tam da bu noktada; kişinin ne yaşadığını savunmak zorunda kalmadan, duygularını ve düşüncelerini yeniden düzenleyebileceği güvenli bir alan sunabilir.
Amaç, ilişki adına karar vermek değildir.
Amaç, kişinin:
- Kendi algısına yeniden güvenebilmesi
- Hangi noktada kendinden uzaklaştığını fark edebilmesi
- Ve kendi gerçekliğine daha sağlam basabilmesidir
Çünkü bazen en önemli adım, karşı tarafı ikna etmek değil; kendini kaybetmemektir.
KAYNAKÇA
- Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery. Basic Books.
- Linehan, M. M. (1993). Cognitive-Behavioral Treatment of Borderline Personality Disorder. Guilford Press.
- Reis, H. T., & Shaver, P. (1988). Intimacy as an Interpersonal Process. Handbook of Personal Relationships.
- Stark, E. (2007). Coercive Control. Oxford University Press.
- Walker, L. E. (1979). The Battered Woman. Harper & Row.