Kapasite, İhmal ve Kişinin Kendi Duygusal İhtiyaçları Üzerine
Bazı ilişkilerde sorun, çatışmanın varlığı değildir. Sorun, çatışmanın hiç temas edilemeyen bir alanda kalmasıdır. Kişi derdini anlatır, duygusunu ifade eder, ihtiyacını dile getirir; ancak karşısında ya sessizlik ya da konuyu kapatan bir mesafe bulur.
Bu noktada birçok kişi şunu sormaya başlar:
“Ben mi fazla şey istiyorum?”
“Bu kadarına gerçekten ihtiyaç var mı?”
Oysa mesele çoğu zaman ihtiyacın fazlalığı değil; karşı tarafın duygusal kapasitesinin sınırlılığıdır.
Duygusal körlük nedir, ne değildir?
Duygusal körlük; kişinin kendi duygusal deneyimini fark etmekte, adlandırmakta ve karşısındaki kişinin duygusal sinyallerini anlamlandırmakta zorlanmasıyla ilişkilidir. Bu durum her zaman bilinçli bir umursamazlık ya da kötü niyet içermez. Çoğu zaman gelişimsel süreçler, erken dönem bağlanma deneyimleri ve öğrenilmiş ilişki örüntüleriyle ilişkilidir (Siegel, 2012).
Ancak niyetin masum olması, ilişkinin etkisini hafifletmez.
Duygusal körlüğü olan biriyle yaşamak, çoğu zaman şu deneyimleri beraberinde getirir:
- Sürekli anlatmak zorunda kalmak
- Duyguyu sadeleştirip “makul” hâle getirmeye çalışmak
- Anlaşılamadığını hissetmek ama bunu dile getirmekte zorlanmak
Bu tekrar eden çaba, zamanla duygusal yorgunluğa dönüşür.
Duygusal körlük ile kasıtlı ihmal arasındaki fark
Bu noktada kritik bir ayrım yapmak gerekir.
Duygusal körlük, kapasiteyle ilgilidir.
Kasıtlı ihmal ise tercihle.
Duygusal körlükte kişi:
- Duygusal sinyali gerçekten fark etmeyebilir
- Ne beklendiğini anlamakta zorlanabilir
- “Sorun yok sanıyordum” diyebilir
Kasıtlı ihmalkâr ilişkide ise kişi:
- Söyleneni duyar ama önemsemez
- İhtiyacın varlığını kabul eder ama karşılamayı seçmez
- Konuyu sürekli erteleyerek gücü elinde tutar
Buradaki ayırt edici nokta şudur:
Kişi fark ettiğinde ne yapıyor?
Eğer fark ettiğinde:
- Savunmaya geçiyor
- Konuyu küçümsüyor
- Sorumluluğu karşı tarafa yüklüyorsao zaman mesele körlükten çıkıp ilişkisel ihmal alanına girer.
Bu ayrım önemlidir çünkü kişi, “anlamıyor” diye kaldığı bir ilişkide aslında anlamasına rağmen ilgilenmeyen biriyle karşı karşıya olabilir. Bu durumda yaşanan şey çoğu zaman duygusal geçersizleştirme olur.
“O böyle, ben de idare ederim” noktası
Birçok kişi bu tür ilişkilerde uyum sağlamak adına kendi beklentilerini küçültür:
“Zaten böyle biri.”
“Daha fazlasını beklememeliyim.”
Bu noktada görünürde bir kabulleniş vardır; ancak çoğu zaman bu kabulleniş, yas tutulmamış bir kaybın üstünü örtme hâlidir. Kişi, ilişkide alamayacaklarını fark eder ama bu farkındalıkla gelen üzüntüyü yaşamaya izin vermez.
Bağlanma kuramı, ilişkilerde yalnızca fiziksel varlığın değil, duygusal erişilebilirliğin belirleyici olduğunu vurgular (Bowlby, 1988). Yani birinin “orada olması”, duygusal olarak “ulaşılabilir” olduğu anlamına gelmez.
İlişkide kapasite ile beklenti uyumsuzluğu
Mesele beklentinin “fazla” olup olmaması değildir; beklenti ile kapasitenin uyumlu olup olmadığıdır.
Bir ilişkide kişi, partnerinin veremeyeceği bir şeyi talep ediyor olabilir. Bu durumda sorun talebin kendisi değil, talebin yanlış yerden beklenmesidir. Ancak kişi bunu fark ettiğinde iki seçenekle karşılaşır:
- Beklentiyi gerçekçi bir yere çekmek
- İlişkinin kendi ihtiyaçlarını karşılamadığını kabul etmek
Bu noktada kişi, partnerini değiştirmeye çalıştıkça daha çok yorulur. Çünkü değişmesi gereken şey çoğu zaman karşı taraf değil; ilişkinin bu haliyle sürdürülebilir olup olmadığına dair içsel karardır.
Peki böyle bir ilişkide duygusal ihtiyaçlar karşılanabilir mi?
Bu sorunun maalesef ki romantik bir cevabı yok; ama dürüst bir cevabı var.
Duygusal körlüğü olan bir partnerle, kişinin tüm duygusal ihtiyaçlarının yalnızca bu ilişki içinde karşılanması çoğu zaman mümkün değildir.
Bu, kişinin değersizliğinden değil; ilişkinin kapasitesinden kaynaklanır.
Bazı kişiler bu durumda:
- Duygusal ihtiyaçlarının bir kısmını sosyal ilişkilerden
- Üretken alanlardan
- Bireysel kaynaklardan karşılamayı seçer. Bu bir “ikame” değil; denge kurma çabasıdır.
Ancak burada kritik sınır şudur:
Kişi bu dengeyi kurarken kendisini yok etmiyor mu?
Kendini kaybetmeden kalmak mümkün mü?
En zor ama en koruyucu soru buradadır:
“Bu ilişkide ben hâlâ kendim gibi hissediyor muyum?”
Eğer kişi:
- İhtiyaçlarını ifade etmekten vazgeçmişse
- Üzülmemek için hissizleşmişse
- Anlatmaktan yorulmuşsa o zaman ilişki, dışarıdan “sakin” görünse bile içeride duygusal kopuş yaşanıyordur.
Bazı ilişkiler sevgi içerir ama taşıyamaz.
Ve bazen en zor farkındalık şudur:
İlişki içerisinde kişinin kendisini daha az hissettiriyor olması, kişinin beklentilerinin fazla ve/veya değersiz olduğu anlamına gelmeyeceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Kaynakça
- Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
- Siegel, D. J. (2012). The Developing Mind. Guilford Press.
- Johnson, S. (2008). Hold Me Tight. Little, Brown and Company.
- Abramson, K. (2014). Turning up the Lights on Gaslighting. Philosophical Perspectives.