Bazen bir yerde kalırız.
Bir ilişkide, bir kararda, bir yasın içinde…

Hareket etmeyiz.
Değişmeyiz.
Bekleriz.

Ve çoğu zaman, durduğumuzda zamanın da durduğunu varsayarız. Bu varsayım insana kısa süreli bir rahatlık verir. Çünkü durmak, belirsizliğin yarattığı kaygıyı geçici olarak azaltır.

Zaman ise bu duruşa eşlik etmez. Akışına devam eder.

DURMAK HER ZAMAN DİNLENDİRMEZ

Psikolojik açıdan durmak ile askıda kalmak aynı şey değildir. Durmak, bilinçli bir ara verme hâliyken;
askıda kalmak, kararın ve duygunun ertelenmesidir.

Askıda kalan durumlarda kişi:

  • Bir şey yapmadığını düşünür
  • Ancak içsel olarak sürekli taşır
  • Duygusal yükü fark etmeden biriktirir

Bu birikim çoğu zaman sessizdir. Kendini ani bir çöküşle değil; yorgunluk, isteksizlik ve içe çekilme ile gösterir (Kahn et al., 1964).

ZAMAN AKARKEN DUYGU BİRİKİR

Zamanın akışı yalnızca dış dünyaya ait değildir. İç dünyada da iz bırakır. Bir ilişkide kalmak ama ilerlememek, bir kararı ertelemek ama zihinde sürekli taşımak, bir kaybı kabullenememek ama onunla yaşamaya çalışmak…

Bu hâllerin ortak noktası şudur:
Hareket yoktur, yük vardır.

Yük taşındıkça:

  • Duygular sıkışır
  • Anlam bulanıklaşır
  • Kişi kendisiyle temasını kaybetmeye başlar

Bu durum, uzun vadede tükenmişlik hissini besler (Maslach & Leiter, 2016).

Karar almayıp beklemek ne anlama gelebilir?

“Şimdilik böyle kalsın.”
“Bir şey değişmesin.”
“Bu hâliyle idare edeyim.”

Bu tutum, ilk bakışta düzen koruyucu gibi görünür.
Ancak zaman ilerledikçe, bu sabitleme çabası
kişinin kendi iç hareketini kısıtlar.

DURMAK MI, AKIŞTAN KOPMAK MI?

Burada kritik ayrım şudur:Durmak, her zaman sorun değildir.

Bilinçli duruşlar:

  • Dinlenmeye alan açar
  • Düşünmeyi düzenler
  • Yeniden temas etmeyi mümkün kılar

Askıda kalmak ise:

  • Kararı belirsiz bırakır
  • Duyguyu erteleyerek ağırlaştırır
  • Kişiyi kendi hayatının dışına iter

Bu nedenle mesele “hareket etmek” değildir. Mesele, akıştan tamamen kopup kopmadığını fark edebilmektir (Bowlby, 1988).

YÜK NEDEN ARTIYOR?

Yük artar çünkü zaman ilerlerken, kişinin iç dünyası da yeni koşullarla karşılaşır.

Değişen ihtiyaçlar, artık karşılanmayan beklentiler, görmezden gelinen sınırlar…

Bunların hepsi zamanla görünür hâle gelir. Durmak, bu görünürlüğü ortadan kaldırmaz; sadece erteler.

YÜK HAFİFLEYEBİLİR Mİ?

Bazı insanlar bu farkındalığa kendi iç kaynaklarıyla ulaşır. Bazıları içinse düşünceleri düzenlemek, duyguları ayırt etmek ve yaşananı daha güvenli bir çerçevede ele almak destekleyici olabilir.

Bu tür bireysel danışmanlık süreçleri:

  • Hızlı karar vermeyi amaçlamaz
  • “Ne yapmalıyım?” sorusuna hazır cevap sunmaz

Daha çok şuna alan açar:

“Ben şu an ne taşıyorum ve bu yük bana ne söylüyor?”

Yük hafiflediğinde, hareket etmek ya da durmak daha bilinçli bir seçim hâline gelir.

Saat durabilir.
Ama zaman akmaya devam eder.

Bu akışın içinde insan bazen bekler, bazen tutar, bazen de bırakır.

Önemli olan, durduğun yerde zamanın seni sessizce değiştirdiğini fark edebilmektir.

Çünkü bazı yükler, hareket etmediğimiz için değil; askıda kaldığımız için ağırlaşır.

KAYNAKÇA

  • Bowlby, J. (1988). A Secure Base. Routledge.
  • Kahn, R. L., Wolfe, D. M., Quinn, R. P., Snoek, J. D., & Rosenthal, R. A. (1964). Organizational Stress. Wiley.
  • Maslach, C., & Leiter, M. (2016). Burnout. Wiley.
  • Yalom, I. D. (1980). Existential Psychotherapy. Basic Books.